Hakikat, nefret tevlîd eder – Dücane Cündioğlu

Five Minutes

Veritas odium perit.

Yani, gerçeklik, nefrete yol açar.

Genel okuru dikkate alarak mânâyı böyle aktardım. Aksi takdirde, yorulmayı göze alanlar için, şöyle demeyi tercih ederdim:

Hakikat, nefret tevlîd eder.

Yani, insan hakikatle yüzleşmekten hoşlanmaz. Hakikatle de, hakikatiyle de. Hakikate tanık olmanın yükü ağırdır çünkü.

Öyle ki insan, bu tanıklık ânında, hakikatin kendini ezeceğini, çiğneyeceğini, nefsini bir hiç hâline getireceğini hisseder. Daha doğrusu, zanneder.

Tahammül gösteremez bu yüzden. Hakikatin yükünü taşımaktan kaçınır. Kendisini ve/veya olup biteni, aynen vehmettiği gibi, arzu ettiği gibi algılamak, ve dolayısıyla, zannı nasılsa, o zannı öylece muhafaza etmek ister.

Aynalardan uzak durur. Aynalardan, yani dostlardan.* * *

Aynada aksiyle karşılaşacak olursa, hemen aynayı kırmaya çalışır. Böylelikle insan bilincinin en etkili mekanizması da devrede kalır. Kendini aldatma mekanizması.

Şişinme ve büyüklenme (gurur ve kibir), işbu mekanizmanın ürünüdür.

Kendini bir halt sananların hepsi de bu mekanizma aracılığıyla yoldan çıkarlar. Tevazu bir çırpıda gösterişe dönüşür. Bir oyuna.

Aynayı puslandırmak mı istiyorsunuz, tevazu gösterin ve her yer kararsın bir anda. Şişinmenin ve büyüklenmenin en verimli yollarından biri de tevazudur çünkü. Sahte tevazu.

Tevazu, şeytanın yüzünden hiç çıkarmadığı maskedir!* * *

Narkissos, sudaki hayâle âşık olur.

Dikkat ediniz lütfen, sudaki hayâline değil, sudaki hayâle.

Zannedilenin tam da tersine, Narkissos, gördüğü suretin, aslında kendi aksi olduğundan gafildir. Onun suda kendi hayâline âşık olduğunu bilen ve söyleyen o değil ki biziz.

Gafil olduğu nedir?

1) Gördüğü suretin bir yansıma, bir hayâl, bir gölge olduğunu anlamaz o! Zavallı, hayâli hakikat olarak algılar.

2) Bu suretin, başkasına ait olduğunu zanneder. Daha açıkçası, yanlış bilindiği gibi, Narkissos”un âşık olduğu kendi sureti değil, başkasının suretidir.

Şişinme ve büyüklenmeyi bir zaaf hâline getiren nokta da bu değil midir zaten?

Öyle ya, insan, kendinde bulduğu yüksek vasıflarla niçin iftihar etmesin? Meselâ, gerçekten büyükse, gerçekten güçlüyse, gerçekten akıllıysa, gerçekten güzelse, niçin büyüklüğüyle, gücüyle, aklıyla, güzelliğiyle övünmesin insan?

Sorun, övünmenin kendisinde değil, bu sıfatların gerçekliğinde.

Öyle olsaydı, Tanrı, kendi sıfatlarıyla övünmezdi. Oysa Tanrı, sıfatlarıyla övündüğü gibi, kullarının da kendisini övmelerini ister, hatta emreder. Hem de her daim.

Övmeyi ve övünmeyi kusur ve zaaf hâline getiren, bilhassa, övgüye konu edinilen sıfatların gerçekliği sorunudur.

Buna mukabil tevazuyu bir erdem hâline getiren ise meselenin sırf bu gerçeklik tarafıdır. Kişinin hakikati hakikat olarak tanımasıdır.

Tevazu aslâ bir nezaket jesti değildir. Bilâkis hakikati beyandır. Fakat başkasına değil, kendisine. Kişinin, hakikatine sahip olmadığı sıfat ve vasıflara sahipmiş gibi davranmaktan vazgeçmesidir. Bir diğer tabirle, haddini bilmesidir.* * *

“Five Minutes of Heaven” (2009)

Bana kalsa filmin adını şöyle Türkçeleştirirdim: “Cennette bir an!”

Başkası üzerinden insanın kendisiyle yüzleşmesinin ne denli güç olabileceğini anlatan kışkırtıcı bir hikâye.

Oliver Hirschbiegel”ın sade dili, izleyiciyi de yüzleşmenin tarafı hâline getirivermiş. Telkin etmiyor, sadece göstermekle yetiniyor.

Nefsi içine düştüğü çukurdan çıkarabilmek için, önce düşüşe neden olan suçun kefaretini ödemek gerek.

Kefaretlerin en büyüğü de insanın kendisiyle yüzleşmesi. Üstelik başkası/başkaları aracılığıyla.* * *

Başkasına One Minute, kendine Five Minutes!

Efendimizin (s.a) işaret ettiği gibi, küçük cihad, büyük cihad!

Elinden geleni yapmamış olmaktan daha büyük cehennem azabı mı vardır bu dünya-da?

Keşke demek zorunda kalmak, ızdırapların en derine işleyeni.

Bir şey yapmak, günah aracılığıyla günahtan kurtulmak demek bu yüzden. Bir anlığına olsun cennete girmek!* * *

Hakikat niçin bu kadar canımızı acıtıyor ey talib? Hakkımıza/hakikatimize razı olmak neden bu kadar zor?

“Sudaki hayâlin kendi hayâlim olduğunu idrak etmek için ne yapmalıyım? Benim bile olsa, onun bir hayâl olduğunu nasıl bilebilirim?” diye soruyorsun.

Sözümün hiçbir değeri yok ama yine de söyleyeyim:

Narkissos gibi sudaki hayâlinde boğulmak istemiyorsan ey talib, o suya bir taş at!

Not: Yarın akşam SKYTÜRK”te, saat 22.30”da, “Şimdiki Zaman” programına konuk olarak katılacağım, ve bir kez daha suya taş atmayı deneyeceğim. Ancak sudaki hayâlin hakikatini görmek için değil, bu sefer suyun hakikatini görmek için.

______________________________________
Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir